DEM Parti İmralı heyeti, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın mesajını paylaştı.
DEM Parti İmralı heyeti, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın mesajını paylaştı. Öcalan, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı mesajında, “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” çağrısını yaptı. Bu çağrı sonrası dünyada ve ülkede yapılan değerlendirmeler ve bazı siyasi parti liderlerinin tutumu barıştan yana önemli adımlar olarak değerlendirildi.
Haber: Özgen Sarıkaya/Net Medya Grup-İGFA
CUMHURBAŞKANLIĞI'NDAN, ÖCALAN'IN ÇAĞRISINA İLİŞKİN İLK AÇIKLAMA MEHMET UÇUM'DAN GELDİ: "ÇAĞRIYA UYMAYANLAR ÇIKARSA SONUÇLARINA KATLANACAKTIR"
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın yaptığı çağrıya ilişkin, "Bu çağrıya ne seviyede uyulup uyulmayacağı artık pratik bir sorundur, uymayanlar çıkarsa da sonuçlarına katlanacaktır." dedi.
PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan, "Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir" çağrısını yaptı. Bu çağrı sonrası Cumhurbaşkanlığı'ndan ilk açıklama Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'dan geldi. Uçum X hesabından yaptığı açıklamada Öcalan'ın açıklamasının, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çizdiği çerçeveye ve içeriğe uygun olduğunu vurguladı.
Uçum'un Paylaşımında Şu İfadeler Yer Aldı:
"Açıklamada özü itibariyle; kimlik sorunu kalmadı, inkar bitti, iki ulus yok, iki resmi dil yok, iki vatandaşlık yok, özerklik talebi yok, federasyon talebi yok, denildi. Üniter Devlete sahip çıkıldı. Türkiye’de inkar ve redde dayalı ifade edilen iç Kürt sorunu çözülmüştür, konu demokrasidir, devletle ve toplumla bütünleşmektir, demokrasiyi geliştirmektir, vurgusu yapıldı. Tüm grupların silahları bırakması ve terör örgütünün kendini feshetmesi kesin bir dille ifade edildi. Bunun anlamı terör yoluyla Türkiye’ye dayatılan, Türkiye’yi bölmeyi amaçlayan ve bir emperyalist proje olan dış Kürt sorunun da bitme yoluna girmesidir, terör tamamen tasfiye edilince bu da bitecektir ve bunun ilanı yapıldı.
"Pazarlıksız, Kayıtsız ve Şartsız Çağrı Olacak Denmişti ve Aynen Öyle Oldu"
Bu çağrıya ne seviyede uyulup uyulmayacağı artık pratik bir sorundur, uymayanlar çıkarsa da sonuçlarına katlanacaktır. Bu çağrı yapılmadan önce çağrıyı ve yeni dönemi çeşitli yöntemlerle sabote etmeye ve zehirlemeye çalışanların, ne kadar büyük bir provokasyon içinde olduğu da görüldü. Başaramadılar, bundan sonra da başaramayacaklar. Pazarlıksız, kayıtsız ve şartsız çağrı olacak denmişti ve aynen öyle oldu.
"Kimsenin Kenara Çekilmek, Uzakta Kalmak, Karşıda Durmak İçin Bahanesi Kalmadı"
Türkiye için artık yeni bir dönem başlıyor. Bundan sonra demokrasiyi daha da geliştirmek ve güçlendirmek herkesin talebi ve sorumluluğu olduğu gibi Türkiye’nin bağımsızlığını, coğrafi bütünlüğünü ve siyasi birliğini korumak da herkesin ödevidir. Kimsenin kenara çekilmek, uzakta kalmak, karşıda durmak için bahanesi kalmadı. Hep birlikte Türkiyeyiz, bunu artık her mecrada her alanda 86 milyonluk bir güç olarak göstermeliyiz."
CHP LİDERİ ÖZEL YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ
Abdullah Öcalan çağrısı... Özgür Özel: "Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi doğrultusunda, her zaman barış ve demokrasi çabalarının yanında; savaşın, terörün, çatışmanın ve otokrasinin karşısındayız"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Abdullah Öcalan’ın PKK’nın silah bırakıp kendini feshetmesi çağrısıyla ilgili MYK toplantısının ardından yaptığı açıklamada, "Kürt meselesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak, şeffaflıkla ele alınması ve çözülmesi yönündeki tavrımızı koruyoruz." dedi.
CHP Merkez Yönetim Kurulu, Öcalan’ın çağrısı üzerine CHP Lideri Özel başkanlığında olağanüstü toplandı. Saat 19.30 itibarıyla başlayan MYK toplantısı sonrası CHP Lideri Özel, MYK toplantısının ardından resmi X hesabından konuya ilişkin paylaşım yaptı. Özel, şunları söyledi:
"Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkemizin tüm sorunlarının demokratik yollardan çözümü konusunda tarihsel tutarlılığımızı sürdürüyoruz. Aynı şekilde, terörün ve şiddetin her türlüsüne her zaman karşı olduk, bundan sonra da karşı olmaya devam edeceğiz. Kürt meselesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak, şeffaflıkla ele alınması ve çözülmesi yönündeki tavrımızı koruyoruz. Demokrasi, hukuk devleti ve toplumsal barış için tüm toplumun görüşlerinin, şehit ailelerinin, gazilerimizin ve bütün mağdurların rızalarının öncelendiği çözüm için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız.
"Terör Örgütünün Silah Bırakması ve Kendini Feshetmesi Çağrısı Önemlidir"
Bugüne kadar yaptığımız katkıları, bundan sonra da esirgemeyeceğiz. Terör örgütünün silah bırakması ve kendini feshetmesi çağrısı önemlidir. Bu çağrının gereklerinin, muhatapları tarafından yapılmasını ve on binlerce cana mal olan, ağır ekonomik ve toplumsal tahribat yaratan terörün ilelebet sonlanmasını temenni ediyoruz. Hiç şüphesiz meseleler, temennilerle değil, güven ortamı tesis edilerek ve icraatlarla çözülür. Türkiye’nin tüm sorunlarının çözümü ancak iç barışın sağlanmasıyla mümkündür. İç barış ise, otoriter bir sistemde değil, demokratik düzende, hukuk devleti ilkelerine uymakla, adalet ve eşitlikle sağlanır.
"Her Zaman Barış ve Demokrasi Çabalarının Yanında; Savaşın, Terörün, Çatışmanın ve Otokrasinin Karşısındayız"
Demokratikleşme için gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması kadar, mevcut kanunların uygulanmasındaki hukuk dışı yaklaşımların terk edilmesi ve anayasa ihlallerine son verilmesi elzemdir. Cumhuriyet Halk Partisi, toplumun barış ve demokrasi taleplerinin hiçbir makam, mevki ve aktör tarafından kendi siyasi hedefleri doğrultusunda istismar edilmesine izin vermeyecektir. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi doğrultusunda, her zaman barış ve demokrasi çabalarının yanında; savaşın, terörün, çatışmanın ve otokrasinin karşısındayız.
TKP'DEN DEĞERLENDİRMESİ: SİLAHLAR SUSSUN AMA SÜRECİN HEDEFİ, ZEMİNİ VE ARAÇLARI SORGULANMALI
Türkiye Komünist Partisi’nin, Öcalan'ın çağrısına ilişkin açıklamasında çatışmaların sona ermesinin karşı çıkılması mümkün olmayan bir gelişme olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Türkiye’nin sorunları, bölgesel rekabet ve çatışmalarda hamle yaparak çözülmez, tersine yeni sorunlar üretilir. Bağlantılı olarak Türkiye’de 'demokrasi ve kardeşliği' dinsel bir zeminde tesis etme arayışları da son derece tehlikelidir." denildi.
Türkiye Komünist Partisi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan ve Öcalan’ın çağrısı ile yeni bir aşamaya geçen süreci yakından takip ettiklerini belirten bir yazılı açıklama yayınladı. TKP tarafından yapılan açıklamada, "Bugün gelinen aşamada bu değerlendirmelerin bir bölümünü kamuoyu ile paylaşma ihtiyacı duyuyoruz" denildi ve şu değerlendirmelerde bulunuldu:
''SÜREÇ BÜTÜN BOYUTLARIYLA DEĞERLENDİRİLMEKTE''
"Türkiye’de yurttaşlarımızın etnik kökenleri üzerinden birbirinden uzaklaşmasına, kanlı bir hesaplaşmanın içine sürüklenmesine, emekçi halkın bölünmesine, sorunların gerçek çözümünden uzaklaşmasına neden olan çatışmaların sona ermesi, kullanılan ifadeyle “silahların susması” karşı çıkılması mümkün olmayan bir gelişmedir. TKP bu doğrultuda yapılan çağrılara, varılan ya da varılacak anlaşmalara olumlu bir anlam yüklemektedir. Bununla birlikte, asıl üzerinde durulması gereken, işlemekte olan sürecin hedefleri, zemini ve araçlarıdır. Bugüne kadar süreçle ilgili tarafların açıklamaları, aldıkları tutum ve sahadaki gözlemlerimizden çıkardığımız sonuç kimi çevrelerin iyimserliğini paylaşmamızı engellemektedir.
Her şeyden önce, bu sürecin öznesinin Türkler ve Kürtler olduğu iddiası doğru değildir. Süreçte söz sahibi olan, siyasi iktidar ya da Cumhur İttifakı ile feshedilmesi için çağrı yapılan PKK ve bağlı oluşumlardır. Sınıfsal, ideolojik ve siyasal tercihlerle yürütülmekte olan bir süreç bütün Türkleri ve Kürtleri içine alamaz. Bu bağlamda özellikle iktidar çevrelerinde dile getirilen 'Türk-Kürt kardeşliği' ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır.
Bundan on yıl kadar önce de dillendirilen “Türkler ve Kürtler ittifak yaparsa Türkiye bölgenin en önemli gücü olur” tezi bugün sürecin muhatabı olan taraflarca yine gündeme getiriliyor. Türkiye’nin sorunları, bölgesel rekabet ve çatışmalarda hamle yaparak çözülmez, tersine yeni sorunlar üretilir. TKP geçmişte olduğu gibi bugün de Yeni Osmanlıcı bir perspektifle Türkiye’nin bölgesel iddialarını artırmaya çalışmasının büyük maliyetleri olacağı konusunda halkımızı uyarmaktadır. Aylardır, kimi yayın organlarında açık bir biçimde savunulan yayılmacı, fetihçi stratejilerin ülkemiz ve halkımız için yıkımdan başka sonuç vermeyeceği ortadadır. Sınırlarının ötesinde hak iddia etmek yerine kendi topraklarımızda bağımsız, egemen, refah içinde bir ülke yaratmalı, yurttaşlarımızın eşitlik içinde özgürce yaşamasını sağlamalıyız.
Bağlantılı olarak Türkiye’de “demokrasi ve kardeşliği” dinsel bir zeminde tesis etme arayışları da son derece tehlikelidir. Kamusal alanda hiçbir sorun dinsel referanslarla çözülemez. Tersine bugün Türkiye’de sorunların bir bölümü laikliğin ayaklar altına alınmasından ve tarikatların tıpkı holdingler gibi memleketin kanını emmesinden kaynaklanmaktadır. Partimiz inanç ve ibadet özgürlüğünün dokunulmaz bir insan hakkı olduğunu vurgularken dinin siyaset ve devlet işlerinin dışına çıkarılması gerektiğini tekrar belirtme ihtiyacı duymaktadır.
Sürecin Türkiye’de demokrasinin büyük bir kazanımı olduğuna ilişkin iktidar çevrelerinin iddialarını da şaşkınlıkla izliyoruz. Bugün Türkiye’ye baktığımızda gördüğümüz, derin bir yoksulluk ve muazzam bir toplumsal eşitsizliğin hüküm sürdüğü, adalet duygusunun tamamen yok olduğu, zorbalığın ve kuralsızlığın kural haline geldiği bir ülkedir.
Öcalan’ın açıklamasında ima edildiğinin ve yine iktidara yakın çevrelerin sık sık ileri sürdüğünün tersine, PKK Marksist bir örgüt değildir. Milliyetçi temellerde şekillenen bu örgütün kendini feshetmesinin gündemde olduğu bir sırada iktidarın geçmişin sorumluluğunu devrimcilere ve sosyalizme atma uyanıklığına kayıtsız kalmayacağız. Liberalizmle iç içe geçmiş bir milliyetçilikle ve ABD ya da İsrail ile müttefiklikle Marksizm hiçbir biçimde bağdaşmaz.
Türkiye Komünist Partisi, bu ülkede ezilenlerin, yoksulların, emekçilerin kardeşliğini emperyalizme, sömürüye, holding ve tarikat düzenine karşı mücadeleyle sağlamak konusunda kararlıdır. Türk, Kürt, hangi kökenden olursa olsun, bu ülkenin zenginliklerinden mahrum bırakılmış büyük çoğunluğunun
birliğine bin yıl öncesine dönük hamasi atıflarla değil, bugünün gerçekleriyle ulaşacağız."
MÜSAVAT DERVİŞOĞLU: "BU SÜREÇ KİRLİ BİR PAZARLIĞIN, BİR O KADAR KİRLİ ÜRÜNÜDÜR"
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ''silah bırakma çağrısına'' ilişkin "Bu süreç kirli bir pazarlığın, bir o kadar kirli ürünüdür. Türkiye, tek adamın makam ve ünvan hırsıyla, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir istibdat çukuruna yuvarlanmak üzeredir" dedi. Dervişoğlu çağırıyı “PKK’ya, yazıhanesini Irak’ın kuzeyinden, Suriye’nin kuzeyine taşıması çağrısıdır” diye niteledi.
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, örgütün silah bırakması ve kendisini feshetmesi çağrısında bulundu. Öcalan'ın çağrısına ilişkin, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu partisinin başkanlık divanı üyeleri ve milletvekilleri ile bir araya geldiği olağanüstü toplantı ardından genel merkez ek binada basın açıklaması yaptı. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak endişeyle şüpheyle ama en çok da öfkeyle 50 bin insanımızın katili müebbet hükümlüsü cani başının mektubunu bekleyecek kadar şirazeden çıkmış bir iktidarın organize bir delirmişliğin tasallutu altındayız. Tarihe not düşmek isterim ki; bu süreç kirli bir pazarlığın, bir o kadar kirli ürünüdür. Türkiye, tek adamın makam ve ünvan hırsıyla, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir istibdat çukuruna yuvarlanmak üzeredir. Aziz milletim; Türk devleti uzun süredir bir iddianın arkasındadır. Buna göre; Suriye’nin kuzeyinde yapılanan PYD/YPG terör örgütü, aslında PKK’nın ta kendisidir. Nitekim bu ülkeyi yönettiğini iddia edenler, ABD ve Avrupa Birliği’ne seslenerek; 'PYD/YPG, PKK’nın kendisidir. PKK’ya terör örgütü deyip, YPG’ye destek oluyorsunuz. İkisi de aynı örgüttür' demiştir. Bu gerçekten hareketle; bugün sergilenen kirli oyunda, hükümlü teröriste yaptırılan çağrı, yalnızca, PKK’ya, yazıhanesini Irak’ın kuzeyinden, Suriye’nin kuzeyine taşıması çağrısıdır.
"İktidar, PKK’yı lağvetme kılıfıyla, aslında Cumhur İttifakı devletine katmaktadır"
Daha önce, Cumhuriyet Bayramı’nda, Suriye’nin kuzeyine geçirdikleri teröristlerle mücadele etmek zorunda kalan bu iktidar, bugün, anlaşılan o ki, bugün aynı ihanetin yeni versiyonunu yürürlüğe koymuştur. Bu oyunun mimarları, kiminle hangi pazarlıkları yaptıklarını, 'asla izin vermeyiz' dedikleri Suriye’nin kuzeyindeki devletleşmeye dair ne düşündüklerini, izah etmek zorundadırlar. Bu milletimize karşı namus borçlarıdır. Bugüne kadar, bu sürecin sonuçlarının ne olacağıyla yüzleşmemiş olan bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum ve umuyorum ki; bugün televizyonlarda yayınlanan, teröristbaşı ve avanelerinin fotoğrafını gördüklerinde, mektubu duyduklarında, binlerce şehidimizi düşünmüşler, uzuvlarından mahrum bırakılmış binlerce gazimizi gözlerinin önüne getirmişlerdir. Ve onların annelerinin, babalarının, çocuklarının, eşlerinin yıllardır yaşadıkları tarifsiz acılara, bir de böylesine bir ihanetin eklenmesiyle, şu an yaşadıkları derin acıyı anlamışlardır. Bebek katilinden, barış güvercini yaratmaya cüret eden bu iktidar, PKK’yı lağvetme kılıfıyla, aslında Cumhur İttifakı devletine katmaktadır.
"Bu süreç, millet tanımıyla oynayarak, ömür boyu başkanlık pazarlığıdır"
Ezcümle, hangi isim ve gerekçeyle yapılırsa yapılsın, bu süreç, millet tanımıyla oynayarak, ömür boyu başkanlık pazarlığıdır. Ve başka bir amaca da matuf değildir. Emin olun iktidardakilerin de bunu elde etmek için Söylemeyecekleri yalan, veremeyecekleri iç ve dış taviz bulunmamaktadır. 'Terörsüz Türkiye' diye çıkılan yolun sonunda, terör devletleşecektir. PKK ismi lağvedilip, PYD/YPG terör devleti kurulacaktır.
Şunu özellikle milletimizin takdirine sunmak isterim; binlerce evladımızın hayatına mal olmuş, alçakça bir terör sürecinin finaline, 'Onurlu çıkış' demek, onursuzluğun ta kendisidir. Teröristler makbul olurken, Türk olmak terörist anlamına gelecektir. Gazeteciler, Parti genel başkanları, genç teğmenlerimiz, iş dünyamız, hepsi bu girilen yolun ilk kurbanlarıdır. Eğer buna dur diyemezsek, İmralı teröristleri hür, Cumhuriyet vatandaşları tutsak olacaktır. Hukuksuzluk ve yoksulluk cehennemi genişleyecek ve bir federasyon cehennemine evrilecektir.
Geldiğimiz noktada, tescilli bebek katilinin mektubuna sığınarak, çoktan kendini başka isimlere ve coğrafyalara taşımış bir terör örgütünün sözde kendini feshiyle olmayan bir savaşın barışının geleceğine inanmamızı bekleyenlerin, emin olunuz ki bizi düşürecekleri bu karanlığın dibi yoktur. Gün, bu gölge oyununa seyirci kalanlar ve alkışlayanlarla, mücadele günüdür.
Ülkesini seven her bir kardeşime, 20 Ekim 1927’de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği vazifeyi hatırlatıyorum; 'Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde, harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı; İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır.' Ya hep birlikte oturup bu gölge oyununa seyirci kalacak ve Cumhuriyetin ebediyen elimizden gitmesine razı olacağız ya da şerefli Türk vatandaşları olarak Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar koruyacağız."
ZAFER PARTİSİ GENEL BAŞKAN VEKİLİ ALİ ŞEHİRLİOĞLU'NDAN ÖCALAN'IN AÇIKLAMASINA TEPKİ: "BU YIKICI SÜRECİ BALTALAYACAĞIZ"
Zafer Partisi Genel Başkan Vekili Ali Şehirlioğlu, "Terör örgütü silah bırakacaksa, cumhuriyet savcılarımıza teslim olurlar, suç kaydı için silahları incelemeye alınır ve haklarında gerekli soruşturma/kovuşturma tesis edilir. Türk devletinin hukuk içindeki çalışma yöntemi budur. Milletimiz yeni bir Habur rezaleti yaşamak istemiyor. Genel Başkanımız Ümit Özdağ, Silivri Cezaevinde, bizler burada ve vatanın her köşesinde 'Cumhuriyetimizi savunmaya' devam edeceğiz ve bu yıkıcı süreci baltalayacağız" dedi. Öte yandan Zafer Partisi, Abdullah Öcalan'ın çağrısına tepki olarak Genel Merkezi'ndeki parti bayrağını yarıya indirdi.
Zafer Partisi Genel Başkan Vekili Ali Şehirlioğlu, partisinin genel merkezinde, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, "Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir" açıklamasını değerlendirdi. Şehirlioğlu, DEM Parti İmralı Heyeti'nin Öcalan'ı üçüncü kez ziyaret etmesine ilişkin, "Dikkat ettiyseniz biz 'İmralı' demiyoruz. Eli kanlı bir bebek katili terörist ile yapılan görüşmeyi 'İmralı' diyerek kamufle etmiyoruz. Teröriste terörist diyoruz. 'Sayın' ya da 'Beyefendi' bizim lügatımızda yoktur" dedi.
"Bizlere teslimiyet koşullarını dikte ettirmeye çalışıyorlar"
Şehirlioğlu, İmralı sürecinin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısıyla başladığını hatırlatarak, şunları kaydetti:
"22 Ekim 2024 tarihinde Bahçeli'nin terörist elebaşını Meclise daveti ile Türkiye yeni ve karanlık bir dehlize sokulmaya çalışılmıştır. Çağdaş, demokratik ve hukukun egemen olduğu ülkelerde bir benzeri olmayan bu çağrı, sadece bir siyasi cinnet değildi. Bu çağrıyı sadece ikinci açılım sürecinin başlangıcı gibi saymak da hafif kalır. Bu çağrı ve takip eden süreçteki gelişmeler, ilk olarak 55 bin vatandaşımızın katili bir teröriste siyasi özgürlük verilmesine yöneliktir. Bu çarpık gayret, aziz şehitlerimizin ruhunu incitmiş, kahraman gazilerimiz, şehit yakınları ve tüm milletimiz nezdinde, ağır ve haksız bir saldırı olmuştur. Bu arada, terörist elebaşına siyasi özgürlük gayesi ile başlayan bu sürece 'Terörsüz Türkiye' diyerek ikinci bir kamuflaj daha giydirilmiştir. Oysa, üstteki cila ve boya düşmeye başlayınca, 'Kürtlere anayasal eşitlik' söylemleri ile milli üniter devletin açıkça hedef alındığı ortaya çıkmıştır.
Büyük Atatürk cumhuriyetimizi kurarken, etnik veya mezhepsel bir bağ aramamıştır. 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir' tanımında gerçeğini bulan 'bütüncül devlet yapısı' yürürlükteki anayasamız 66’ncı maddesinde aynı şekilde anlam bularak, cumhuriyetimizin temel direklerinden birini oluşturmuştur. Şimdi devletimize sanki bir savaşa girmiş ve bu savaşı kaybetmiş gibi ağır mütareke koşullarının dayatıldığını izliyoruz. Bu vatan için kanını döken, canını veren aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizden ve dahi Türk milletinden utanmadan, bizlere teslimiyet koşullarını dikte ettirmeye çalışıyorlar. 'Terörsüz Türkiye' diyerek 'milli-üniter-laik yapımız' ve 'ulus-devletimiz' açıkça hedef alınıyor."
"Özdağ'ı alırsak, gözdağı veririz diye düşünmüş olabilirler..."
Şehirlioğlu, süreci "teslimiyetçi zihniyet" olarak tanımlayarak, "Biz bu teslimiyetçi zihniyeti en baştan gördük. Bugün hukuksuzca Silivri cezaevinde tutsak edilen Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ ve Zafer Partisi kadroları, ilk günden itibaren, bu sürece karşı durduk. Duruşumuz net, söylemimiz sertti: 'süreci baltalayacağız.' Çünkü Zafer Partisi için bu sürece karşı koymak, cumhuriyetimizi savunmak, cumhuriyeti kurmak kadar değerli ve öncelikliydi. En azından cumhuriyeti kuran ve bize emanet eden kahramanlara karşı 'Birinci vazifemiz' olarak mukaddes ve kutluydu. 21 Ocak 2025’de, Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ı hukuksuzca tutuklayınca, bizi susturacaklarını sanmış olmalılar. Özdağ’ı alırsak, gözdağı veririz diye düşünmüş olabilirler. Oysa Özdağ Silivri’de, biz vatanın her köşesini, sokaklarını Meclis ederek ve artan bir azim, inanç ve irade ile mücadeleye devam ediyoruz ve her koşulda devam edeceğiz" diye konuştu.
"Bu yolun sonu barış ve istikrar değildir, bu yolun devamı 'Terörsüz Türkiye' değildir"
Şehirlioğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"'Terörsüz Türkiye' söylemiyle, Öcalan’a özgürlük verip, Siyasal İslamcı ve Siyasal Kürtçü yeni bir devlet tasarımı ile amaçlanan yapı milli üniter devletin yıkılmasıdır. Çünkü, Türkiye’de etnisiteye siyasi varlık sağlanması, vatanın bazı bölümlerine siyasi/mali özerklik veya federatif yetki verilmesi, Türkiye’yi Lübnan, Irak veya Yugoslavya gibi zayıf ve çekişmeli bir siyasi ortama sürükleyecektir.
Bu yolun sonu barış ve istikrar değildir. Bu yolun devamı 'Terörsüz Türkiye' değildir. Bakın buradan karar alıcıları açıkça uyarıyoruz: Bu yolun devamı, daha fazla terör, daha fazla çatışma ve etnik temelli iç savaşa gidiştir. 10 yıl önce denenen ilk açılım rezaletini ve sonuçlarını tekrar hatırlayınız. Memleketin bir bölümü adeta terör örgütüne teslim edilmişti. Terörist dağdan kente inmiş ve buraya yerleşip tahkimat yapmıştı. Jandarma ve polise operasyon yasağı getirilmişti. Sonuçta terör örgütünün işgal ettiği kent merkezlerini geri alabilmek için 794 vatan evladını şehit verdik. Bu sayı Kıbrıs Barış Harekatı'ndan fazladır. Şimdi ikinci açılım sürecini planlayanlar, ilkinden ders almamışçasına ilerliyorlar.
Bu kez daha tehlikeli ve milletimizi aşağılayıcı bir yol izleniyor ve Öcalan katiline siyasi özgürlük ve yeni bir anayasa ile teslimiyet hedefleniyor. Buradan açılım sürecini tezgahlayanlara soruyoruz: Hayrola efendiler, Türkiye bir meydan savaşını kaybetti de bizim mi haberimiz yok, Kürdistan kuruldu da bizim mi haberimiz yok? Sevr muadili bir ağır mütareke ile devletimizi yıkıp, milletimizi etnik yapı üzerinden bölmeye çalıştığınızı aziz milletimiz görmüyor mu sanıyorsunuz?
Yok efendim PKK lağvedilip dağıtılacakmış. Yok PKK silah gömecekmiş, Yok, PKK silah bırakacakmış. PKK terör örgütü büyük bölümünün Suriye’de YPG içine transfer edildiği ve burada eğitim ve donatım desteği ile takviye edildiğini Türk kamuoyu gayet iyi biliyor.
"Bu yıkıcı süreci baltalayacağız"
Bu yapının Türkiye ve bölge ülkeleri için artan bir tehdit olduğunu görmek için, güvenlik uzmanı olmaya da gerek yok. Geçmişte PKK’nın adı bir ara KADEK oldu. Sonra KONGRE-GEL oldu. Daha sonra YPG ve en son SDF oldu. Emperyalist güdümündeki PKK terör örgütü, bukalemun gibidir. Güne ve koşullara göre, renk, yapı ve şekil değiştirir ama Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlığı ve emperyalist aparatı olduğu gerçeği değişmez. Bu bakımdan aslında Öcalan denen terörist 'Ben PKK’yı dağıttım' diyerek PKK’yı dağıtamaz. Bu sözlere artık çocuklar bile inanmaz. Zira terör örgütünün ipleri Öcalan teröristinin elinde değildir.
Sonuç olarak terör örgütü silah bırakacaksa, cumhuriyet savcılarımıza teslim olurlar, suç kaydı için silahları incelemeye alınır ve haklarında gerekli soruşturma/kovuşturma tesis edilir. Türk devletinin hukuk içindeki çalışma yöntemi budur. Başka türlüsü, bakın açıkça ifade ediyoruz, milletimiz yeni bir Habur rezaleti yaşamak istemiyor. Biz Zafer Partisi olarak, genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ Silivri cezaevinde, bizler burada ve vatan her köşesinde 'Cumhuriyetimizi savunmaya' devam edeceğiz ve bu yıkıcı süreci baltalayacağız. Ne mutlu Türküm diyene."
Öte yandan Zafer Partisi, Abdullah Öcalan'ın çağrısına tepki olarak Genel Merkezi'ndeki parti bayrağını yarıya indirdi.
ALİ BABACAN: "TERÖR ÖRGÜTÜ PKK’NIN SİLAH BIRAKARAK, VARLIĞINI FESH ETMESİ TARİHİ BİR GELİŞME OLACAKTIR"
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, İmralı heyeti tarafından İstanbul’da yaptığı basın toplantısıyla paylaşılan çağrısına ve İmralı sürecine ilişkin, "DEM Parti İmralı heyeti tarafından yapılan açıklamayı memnuniyetle karşılıyorum. Terör örgütü PKK’nın silah bırakarak, varlığını fesh etmesi tarihi bir gelişme olacaktır. Şimdi bu çağrının gereğinin yapılmasını, herhangi bir tereddüte yol açmayacak şekilde silahların bırakılmasını ve örgütün kendisini fesh etmesini bekliyoruz" dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, İmralı heyeti tarafından İstanbul’da yaptığı basın toplantısıyla paylaşılan çağrısına ve İmralı sürecine ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Babacan açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Yapıcı bir perspektifle katkıda bulunmaya hazır olacağız"
"Bugün akşam saatlerinde DEM Parti İmralı heyeti tarafından yapılan açıklamayı memnuniyetle karşılıyorum. Terör örgütü PKK’nın silah bırakarak, varlığını fesh etmesi tarihi bir gelişme olacaktır. Şimdi bu çağrının gereğinin yapılmasını, herhangi bir tereddüte yol açmayacak şekilde silahların bırakılmasını ve örgütün kendisini fesh etmesini bekliyoruz. Defalarca kez ifade ettiğimiz gibi, konu ne olursa olsun, Türkiye meselelerini demokratik siyasi zeminde konuşarak çözme kabiliyetine ve olgunluğuna sahip olmalıdır. Türkiye’de demokratik standartların yükselmesi ve insan haklarına dayalı bir hukuk devleti hedefine daha hızlı yürünmesi için atılacak adımlara yapıcı bir perspektifle katkıda bulunmaya hazır olacağız."
DAVUTOĞLU: “BU SÜREÇ TBMM ZEMİNİNDE BÜTÜN SİYASİ PARTİLERİN VE TOPLUMSAL KESİMLERİN ÇOĞULCU KATKISIYLA YÜRÜTÜLMELİDİR”
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, İmralı heyeti tarafından İstanbul’da yaptığı basın toplantısıyla paylaşılan çağrısına ve İmralı sürecine ilişkin “Bu çağrının hayata geçirilmesi için geçmiş tecrübelerden dersler çıkarılarak netice odaklı somut bir yol haritası ortaya konmalıdır. Bu süreç milli iradenin nihai tecelligahı olan TBMM zemininde bütün siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin çoğulcu katkısıyla yürütülmelidir” dedi.
“Terörden tümüyle arındırılması yönünde yapılan her çağrı ve atılan her adım olumludur”
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, İmralı heyeti tarafından İstanbul’da yaptığı basın toplantısıyla paylaşılan çağrısına ve İmralı sürecine ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Davutoğlu açıklamasında şunları dedi:
“Uluslararası sistemin sarsıldığı, bölgemizin bir ateş çemberinin içinde bulunduğu şartlarda ülkemizin kendi iç bünyesini tahkim etmesi ve terörden tümüyle arındırılması yönünde yapılan her çağrı ve atılan her adım olumludur. Bu çağrının hayata geçirilmesi için geçmiş tecrübelerden dersler çıkarılarak netice odaklı somut bir yol haritası ortaya konmalıdır. Bu süreç milli iradenin nihai tecelligahı olan TBMM zemininde bütün siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin çoğulcu katkısıyla yürütülmelidir.”