Bir düşünün kurtuluş savaşında tıbbiye öğrencileri dahi askere alındı ve birçoğu şehit düştü. Bu bitmez tükenmez savaşlar kendi öz evlatlarımızı yitirmemize neden oluyordu. Kurtuluş savaşından sonra toplu iğne dahi üretemeyen ülkemizde iyi yetişmiş elemanlar yoktu. Genç Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan hemen sonra Osmanlı’ dan gelen duyunu umumiye borçları dahil tamamını ödedi. Genç dinamik Cumhuriyet çocukları yetiştirerek, kendi geleceğini sağlama almaya başladı. Önemli sanayi yatırımları yapıldı. Almanya ve İtalya Hitler ve Mussolini ile faşizme giderken, Dünya savaşlarına neden olurken, Atatürk ve arkadaşları hiçbir engelleri olmadığı halde bunların hiç birinden etkilenmeden demokratik devrimlerini tamamlamaya devam etti. İkinci Dünya savaşında milyonlar can verirken Türkiye bu savaştan savaşa girmeden hasarsız çıkmayı başardı. Tek amaç yurtta barış, Dünyada barıştı.
Şimdi öyle mi; Avrupa tam demokrasiyi eksiksiz uygularken, iktidarın bazı uygulamaları totaliterlik kokuyor. İkinci Dünya savaşına girmeden kalkınmasını sağlamayı beceren ülkemizde beceriksiz iktidarlar küçücük Irak ve Suriye krizini yüzünü gözüne bulaştırdı. Irak-Suriye-Rusya-İran-ABD-AB -İsrail ne varsa hepsi ile kavgalı hale geldi. Ülkede her gün onlarca şehit haberleri, öldürülen PKK’lı haberleri var. Demokratik açılımı demokratik zafiyete dönüştüren iktidar PKK bataklığını da kurutamadı, içte barışı bozan, iç barışı ortadan kaldıran bir iktidar, dışta herkesle kavgalı bir iktidar. Yitip giden, siyasete kurban edilen, öğretim üyeleri, general ve amiraller, aydınlar ve gençler.
1923-1945 yıllarında kendi öz çocuklarını koruyan, onları heba etmeyen ve ciddi gelişmeler kaydeden ülkemizde, çok partili rejimden sonra yine çocuklarımız iç ve dış güçlerin etkisi ile heba edilmeye başlandı. Türkiye’yi 12 Eylül darbesine götüren nedenlerin dış güçler ve iç işbirlikçileri olduğu, bu dönemde sağ–sol kavgaları ile gençliğimizin heba edildiği de yıllar sonra anlaşılacaktı. Bu dönemde maalesef gençler dolduruşa getirildi ve birbirlerini öldürdüler, kalanlarını da devlet yargılayarak astı. Ülke kendi geleceğini bu şekilde yok ediyordu.
Hala değişen bir şey yok. 2002 de dış güçler, cemaatler, Güneydoğu’daki iş birlikçiler ve ikinci cumhuriyetçilerle gelen AKP iktidarı ile de ülkemiz yetişmiş insanlarını siyasete kurban etmeye devam etti.
Balyoz v.s gibi orduyu dize getirmeyi amaçlayan, Cumhuriyetçi, Atatürkçü, Ulusalcı generaller ve rektörler, öğretim üyeleri hakkında uydurma delillerle davaların açıldığı çok sonradan anlaşılacaktı. Ordu bir ara terfii ettirecek general ve amiral bulamaz olmuştu.
Şimdi bu davaların açılmasına neden olan, talihsiz adil olmayan kararları veren kişiler, yargı mensupları hakkında ciddi soruşturmalar başladı, tutuklamalar devam ediyor. Yıllardan bu yana ülkemizde herkes önce suçlu, sonra suçsuz olabiliyor Cadı avı hala devam ediyor, ancak ülke bu şekilde kendi geleceğini heba ediyor.
Güneydoğu kan gölü, şehit haberleri bitmek tükenmek bilmiyor. Türkiye hala siyasete kendi gençlerini, yetişmiş elemanlarını, yani kendi geleceğini kurban vermeye devam ediyor. Ne var ki ;son 14 yılda verilen bu kurbanların temel sorumlusu olan AKP hala kendini savunabiliyor, muhalefet ise derdini anlatamıyor..!